Bilgi Neden Bir Güç Haline Geldi?

Türkiye Bilişim Vakfı Başkanı Faruk Eczacıbaşı :

 

Bilgi üretime dönüşmeli

Bilgiye ulaşmak, tabir-i diğerle 'tahsil yapmak' için eskiden köyün zeki delikanlıları büyükşehirlere göç ederdi. Maddi imkanları varsa daha iyi tahsil için Avrupa'ya ya da ABD'ye gitmek de çok cazipti... İletişim Çağı bu olguları kökünden sarstı. Artık o çok önemli bilgiler size masanızın üstündeki bilgisayar kadar uzak! Biz, Faruk Eczacıbaşı ile bilginin dönüşümdeki rolü ve toplum üzerindeki müspet-menfi etkileri üzerine konuştuk. Bilişim ve felsefesi üzerine Türkiye'nin sayılı isimlerinden biri olan Eczacıbaşı, pozitif bakış açısı ile bilginin yaygınlaşmasının gelir paylaşımını da daha adil bir düzene geçmeyi kolaylaştıracağı görüşünde...

* Bilişimi nasıl algılıyorsunuz?

- Bilgiyi hareket ettiren depolayan ve bir yerden bir yere gitmesine yarayan her türlü gereçlere bilişim diyebiliriz. Daha çok elektronik bazda düşünüyoruz. Bilgisayar ve iletişim ağlarını düşünüyoruz. Temelinde yatan, bilginin alışılmadık derecede kullanıma açılması, özümsenmeye hazır yapıya gelmesi. Bilgi yeni bir üretim fatörü olarak devreye giriyor. Bilgi Çağı, diğer klasik endüstri toplumu üretim faktörlerinin dışında, azalmayan bir üretim faktörü olarak bilgiyi devreye sokuyor. Bilgi sürekli çoğalıyor ve paylaşılıyor.

BİLGİYİ DOĞRU KULLANABİLMEK

* Bilgi neden bir güç haline geldi?

- Bilginin tek başına varlığı değil, esasen bilgiyi doğru kullanabilmek güç haline geldi. Bana sorarsanız bilgi kendi başına hiçbir işe yaramıyor. Bütün gazeteleri okuyun, toparlayabileceğiniz kadar toparlayın, geri kalanı işe yaramıyor. Kullanabileceğiniz kadarı üretime dönüşebiliyor. Üretime yönlendirmeyi başarabildiğiniz zaman işe yarıyor. Bu da bir metot işi.

Bundan 10 sene evvel bilgi toplumu konuşuluyordu zaten. Yabancı literatürde 'information society' olarak yavaş yavaş konuşulmaya başlanan bir terim. Ancak kısa bir süre önce, 'knowledge society' diye bir kavram geldi. İkisi de bilgi toplumu olarak tercüme edildi. Ama birincisinde 'veri toplumu'ndan bahsedilir, ikincisinde ise 'bilgi toplumu' kastedilir.

VERİ TOPLUMUNDAN BİLGİ TOPLUMUNA...

* Arasında bir fark var mı?

- Bence çok önemli bir fark var: Bilgi her zaman vardı. Ama siz elinizdeki sınırlı bilgiyi işleyerek kullanabiliyordunuz. Şimdi ham olarak o bilginin miktarı o kadar çok arttı ki, bunu özümseyebilme şeklini değiştirmek lazım. Bilgi toplumunda yapılacak olan da o bilginin doğru üretime yönelik üretici kullanılmasına bağlı. Veri toplumu belki yanlış ortaya çıkarılmış bir kavram. İnsanlar üzerinde düşündükçe veri toplumundan bilgi toplumuna geldi. Aslında belki ikisine de bilgi toplumu demek istiyorlardı. Benim okul yıllarımda akademik çalışmalarımızda bilgiye erişim gücümüze bakıyorum, bugün aynı bilgiyi liseli öğrenciler bir bilgisayar ve modem gibi imkanlarla ele geçirebiliyorlar. Bu klasik akademik öğrenim kavramını da sorgulayacak çok önemli bir değişim.

Ben bilginin kullanımını altyapının altyapısı olarak nitelendiriyorum. Bizim altyapı kavramı olarak bilgi dediğimiz ne varsa bugünkü eldeki gerekçelerin yardımıyla biz onları değiştirme imkanına sahip olacağız. Bunları yerinde kullanmayı biliyorsak, kaynak kullanımını da, insanların seçimlerini de, bilincini de değiştirecektir.

* Bilgi toplumunda, endüstri toplumunda sarsılan insani değerlere yeniden dönüş sözkonusu mu?

- Eski anlayışların önem kazanacağını bilemem; ama kendine has özellikleri olan yeni değerleri oluşturacağı muhakkak. Bence geçmişten de birtakım kazanımları, olumlu değerleri de bilgi toplumu yaşatacak. Kimi tam tersini düşünüyor. Çok negatif senaryolar üretiliyor. Bilgi baronlarının oluşacağı, yeni iktidar odaklarının bilgileri, menfaatleri ekseninde kullanacaklarını savunuyorlar. Belki de bu görüş doğrudur. Ama her olumsuzluk kendi olumluluğunu meydana getiriyor. Belirli bir dönemde hakikaten ortaya çıkan olumsuzlukların yaralarını saran antitezler zaman içersinde oluşuyor. Ben bu dengenin oluşacağına çok uzun süredir inanıyorum.

TOPLUM KLASİK YAPISINI ZORLAMAYA BAŞLADI

* Türkiye'nin durumu nedir?

- Son 5 yılı ele alarak değerlendirme yapmak istiyorum. Bu süre içinde Türk toplumu kendi iktidar mekanizmasını, klasik yapısını zorlamaya başladı. Eskiden de sorguluyordu ama artık bu çok belirgin. Bilinçli kesim 'uzun süreden beri beni idare etmek için ortaya koyduğunuz yapı benim için yeterli değil' diye bağırıyor. Bu yalnız Türkiye'de böyle değil, her yerde böyle. Siz insanların eline söz söyleme hakkını vermeye başladınız.

BÜYÜK DEĞİŞİMİ GETİRECEK İVME

* İktidarı değiştirmeye yönelik baskı Türkiye'yi 21. yüzyıla hazır hale getirir mi?

- Ben olumlu bakıyorum. Toplumlar arasındaki uçurumun zaman içinde aşılabileceğine inanıyorum. Siz aslında endüstri toplumu dediğinizde içinize işleyen zaman ve mekan kavramından bahsediyorsunuz. Siz onlarsız yaşıyamıyorsunuz. Onlar sizin altyapınız, paradigmanız. Seyahat ediyorsunuz, arabaya atlıyor bir yerden bir yere gidiyorsunuz, sabahleyin ailenizden ayrılıp işe gidiyorsunuz. Siz bütün bunları sorgulamaya başladığınız zaman coğrafi sınırları da zorlamaya başlayacaksınız. Bunun getireceği ivme büyük değişimi getirecektir.

* 21. yüzyılda sanal savaşlar olacak. Bilgiler üzerinden yapılan savaşlar. Bilgiler çalınacak, bilgiler sildirilip, bilgi bombardımanı yapılacak...

- Nerden biliyoruz? Belki de yapılmıyacak. Ben her tehlikenin karşıt dengesini oluşturacağına inanıyorum. Toplumlar bir süreç içinde bugüne kadar geldiler. 1970'lerde belli başlı sosyologları, psikologları, bilim adamlarını barındıran Roma Kulubü'nün kesinlikle olacak dediği iddiaları vardı: 'İnsanlar çok yakın zamanda dünyadaki doğal kaynakları tüketecek ve çok önemli krizler başgösterecek' diyorlardı. 70'lerde çok konuşulan çevreciliğin ön gördüğü felaket senaryolarını yaşamadık, yaşamayacağız da büyük bir ihtimalle. Çünkü karşıt önlemler almaya başlıyor toplumun kendisi. Karşıt önlemlere çok inanıyorum.

Kısa dönemli yaklaşımlarla uzun dönemli yaklaşımları birbirinden farklı tutalım. Bugüne kadar var olduğunu kabul ettiğimiz bir şeyin bundan sonra da var olması için hiçbir neden görmüyorum.

* Geçmişte yaşanan olumsuzluklar sıfırlanarak yeni bir denge mi oluşacak?

- Sıfırlamak diye hiçbirşey olmayacak. Üzerine bir şeyler kurmak olacak. Ama bu geri dönmek anlamına gelmiyor. Daha iyisi olabilecek. Biz tehlike olarak ne görüyorsak, toplumun kendisi onun çaresini bulur. Yeter ki ona izin verilsin.

* Size göre 'felaket tellallığı'na gerek yok. Çatışmayı kaçınılmaz görenlere ne cevap vereceksiniz?

- Birbirimizin konuşmasına izin vermeliyiz. Kolaycı metotlar kolaycı çözüm arayışları bence çok daha büyük yaralar açıyor. Bizim toplumumuzda bir takım yaralar var. Uzun dönemden beri oluşmuş bir takım yaralar, birbirimizi anlamamızı zaman zaman güçleştiriyor. Bunun çözümünün çok kolay olduğuna inanmıyorum. Biz kolay çözüm olanakları getiren insanları başımıza getirmeye zorladığımız sürece çok büyük çapraşıklıklara gidilecek. Kolay dogmalar, kolay çözüm arayışları insanları rahatlatıyor.

* Kısa dönem için tabi?

- Kısa dönem için en kolayı ama eğer karşınızda da belirli kitleler o tepkiyi doğuracak birtakım nedenler oluşuyorsa bunun da çözümünü uzun dönemde bilinçlendirmeyle, kolay çözüm olmadığını anlatmamız lazım.

* Bilişimin kurumsallaşması benimsendi mi?

- Bunun strateji olarak benimsenmediğini söyleyebilirim.

BİLİŞİM KONUSUNDA DEVLET STRATEJİSİ

* Bilişim konusunda bir devlet stratejimiz var mı?

- Refahyol Hükümeti ile 55. Hükümeti karşılaştıracak olursak yeni hükümetin çabaları olduğunu görüyorum. Stratejik açıdan bilgi teknolojilerini toplumun kullanımına yönelik önemli birtakım altyapı çalışmalarına girdiğini görüyorum. Tabii bu çalışmalar çok bilinçli sistematize edilmiş mi derseniz, bundan emin değilim. Bu çok uzun nefesli bir koşuyu gerektiriyor.

* Türkiye'de o zaman bir devlet politikası, bir vizyon eksikliği var diyebilir miyiz?

- Vizyon eksikliğinin olduğunu sanmıyorum. Herkesin ortaya koyduğu birtakım şeyler var. Fakat bunu gerçeğe geçirebilmek için gerekli çabayı göstermesi için zamana ihtiyacı var.

* Bilgi toplumu olma yolunda kamu kesimi ile özel sektör arasında büyük fark var.

- Devletin elindeki olanaklar toplumu yönetmeye yeterli değil. Toplumu yönetebilmek için daha fazla güç mü gerekiyor, yoksa birtakım fonksiyonları artık kendi kendine yürütüp, devleti daha küçük alanlara mı kısıtlayalım? Bütün toplum bence bu soruyla karşı karşıya. Birinin cevabı gayet açık: Sovyetler Birliği ben herşeyi denetlerim diye çıktı ortaya, denetleyemedi. Bu neticede kaba güce dayanmaya başlıyor. Öbür tarafta biz bunu denetleyemeyince kendi gücünüzü sınırlamaya başladığınız anda belki çok gerekli birtakım fonksiyonları yönetmeye başlıyorsunuz. Gerisini kendi haline bırakıyorsunuz. Ama ikisini birden yapmaya kalkıştığınız zaman işte ne olduğu belli olmayan bir yapı içinde kalıyorsunuz. Bence Türkiye'de verdiğimiz savaşlardan en önemlisi bu oldu. Yani 'hükümet'in hükmetme kökünden gelmesi asırların işi. Ama hükümet hükmeden bir kurum değil.

'Hükümet' idare eden kurumdur.

* Bilişim Vakfı'nın kuruluş felsefesi nedir?

- Temel hedefi bilişim teknolojisi gereçlerini kullanarak, kullanıcıları bilinçlendirerek topluma katma değer kazandırmaktır. Sektör kuruluşlarının görevi ise pazarda arz meydana getirmektir.

* Bu amacınıza ulaşmak için ne gibi faaliyetleriniz var?

- En önemlisi bir strateji çalışmamız var. Bu hedefe yönelik Türkiye'de belirli bir stratejiyi ortaya koyma çabamız var. Bunun için strateji çalışma raporu hazırladık. Şu anda bilişimin ekonomide kullanımı ve ekonomiye katkısı ne olur diye bir çalışmamız var.

* Daha çok bilgilendiriyorsunuz.

- Tabii ki biz şirketlerin yapacağı işleri yapma durumunda değiliz. Bizim görevimiz bilinçlendirmek, sorunları ortaya koymak ve çözüm önerileri oluşturmak. Ama çözümü bizzat üretmek özel sektörün ya da hükümetin görevidir.

* Sektörün belli başlı sorunları nelerdir?

- Sektörün, birincisi Türkiye'ye özgü sorunu var. Şu anda yetişmiş eleman yok. Mesleğinde derinlemesine yetişmiş yeterli düzeyde uzman bulma sorunu ise bütün dünyada yaşanıyor. Bunu şimdi daha tam olarak yaşamıyoruz ama yakında olacak.

TEKNOLOJİK GELİŞMELERİ TAHMİN ETMEK ZOR

* Teknolojinin geleceğine yönelik biraz karamsar tablo çizdiniz?

- Teknolojik olarak 5 sene sonra dünya şurada olacak diye bir şey söylemek imkansız. Dünyanın belli başlı en önemli uzman şirketleri dahi bunu ancak çok ihtimalli seçenekler olarak ortaya koyabilir. Gerek işletim sistemlerinde, gerekse donanımda o kadar ayrı kompsetler birbirleriyle çarpışıyorlar ki, bugün şu veya bu kazanacak diye cevap vermemiz mümkün değil. Bir ata oyarsınız tuttu tuttu. Tutmadı kaçırırsınız.

KALİTELİ ELEMAN SIKINTISI

* O zaman planlamanın önemi ortadan kalkıyor?

- Biz aşağı yukarı 10 senedir bu işin içindeyiz. Bu süre içinde yepyeni uzmanlık alanları ortaya çıktı. Hatta bunların birkaç tanesi bir iki yıl içinde ortaya çıktı. Bunları yalnız Türkiye'ye yönelik sorunlar değil. Çok yakın bir zamanda İsveçli bir yönetici 'Bazı uzmanlık alanlarında hertürlü ücreti ödemeye hazır olduğum halde bir bilgisayar mühendisi bulamıyorum' diye yakınıyordu bana. İsveç bu konuda en gelişmiş ülkelerden biri. Yani kaliteli eleman sorunu bize has bir sorun değil. Bize has sorun yeterli kaliteli elemanın büsbütün ortaya çıkmaması. Türkiye'de 500 bilgisayar mühendisi çıkıyor. Bu sizin neyinize yetecek ki. Hindistan'da bu rakam 10 bin seviyesinde.

* Bu sayı nasıl yukarı çıkartılabilir?

- Bilgisayar mühendisi yetiştiren okulların sayısını artırmak çözümlerin bir tanesi. Asıl sorun kantitede değil, kalitede. Yani iyi elemanın da yetişmesinde mükemmelikten taviz vermemeniz lazım. İkinci çözüm bir sürü başka mesleklerde işsiz uzman var. Bunlar yeniden ek bir eğitimden geçirilerek ekonomiye kazandırılabilir. Şu anda hızlı gelişmenin, değişmenin sancıları çekiliyor. İki sene içinde yaşadığımız gelişmeleri siz önceden görebiliyor muydunuz? İnternet'le ilgili bir sayfa görebiliyor muydunuz? Şimdi her gazetenin en azından haftada bir İnternet sayfası var.

 

 

2011-09-14 tarihli Faruk Eczacıbaşı röportajıdır.

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !